Balınız şekerlendi mi? Gözünüz aydın. İlaç yerine BAL | Doğal Maya

Balınız şekerlendi mi? Gözünüz aydın. İlaç yerine BAL

Balınız şekerlendi mi? Gözünüz aydın. İlaç yerine BAL




Ürün Detay

M.Ö. 350’de Aristo insanları balla tedavi ediyordu. Kutsal Kitabımız Kuranın 16. Suresi; “Nahl Suresi” yani “Bal arısı” suresi. Bu Surenin 68-69. Ayetlerinde balın insanlar için bir şifa kaynağı olduğu söylenmekte. Sadece Kuran’da değil İncil 24:13 de de “Oğlum bal yiyor, Onun için iyi” denmekte.

Aslında balın enfes lezzetinin yanında şifa özelliği yüzyıllardır bilinmekte, fakat bal ile ilgili gerçek bilimsel çalışmalar da yeni yeni yapılmaya başlanmış.

Ben balın neye iyi geldiğini sıralamak yerine bu konuda yapılan çalışmaların sonuçlarını yazmayı tercih ediyorum. Zaten nereye baksanız balın faydalarını kolayca bulabilirsiniz.

Aslında şu ana dek yapılan pek çok bilimsel çalışma balın anti-mikrobiyal etkisi üzerine. Günümüzde bakterilerin antibiyotiklere kazandıkları dirençler sebebiyle bu tür bilimsel çalışmalar hız kazanmış durumda.  En çok balın enfeksiyon önleme ve tedavi, yanık, yara tedavisi, ünser ve diğer mide rahatsızlıklarındaki ve solunum yolu rahatsızlıklarındaki etkileri araştırılmakta.

Bal yapısı itibariyle içinde bakterilerin üremesine izin vermiyor. Balın pH düzeyi genellikle 3,2-4,5 arası yani çok asitli. Pek çok zararlı bakterinin yaşayıp çoğalabilmesi için ortam pH’nın 4-4,5 olması lazım. Mesela e-coli, salmonella, streptococci gibi. Üstelik tüm canlılar gibi bakteriler için de su lazım ama balın su oranı yani nemi de çok düşük. Tüm bu yapısal özellikler balı oldukça iyi bir mikrop öldürücü ve enfeksiyon önleyici yapıyor.

Yanık tedavisi ile ilgili yapılan bir çalışmada topikal bal ile tedavi edilen bir grup hastanın 7 gün sonunda %90 nında enfeksiyon oluşmamışken, yanıklarda genel olarak kullanılan silver sulphadiazine ile tedavi edilen hastaların %84 ünde enfeksiyon başlangıcı görülmüştür. Bu çalışmada balın yaraları steril ederek iyileştirmeye başlaması konusunda silver sulphadiazine göre çok daha üstün olduğu sonucuna varılmıştır.

Bal yara, yanık ve kesiklerde hava ile teması da kestiği için acıyı hafifletici özelliğe de sahiptir. Aslında tıbbi olarak ilk kez balın kullanılmaya başlandığı yer Almanya’da ki Bonn Üniversitesinin Çocuk Hastalıkları Bölümü. Orda “Medihoney” adı verilen bir ürün kullanılmakta. Medikal bal aslında doğal, ham bal ama pek çok kalite standardından geçirilmiş olarak seçilmekte. Bir röportajında kanser hastalarının yaralanmalara ve enfeksiyonlara çok daha açık olduğunu söyleyen hastanede görevli Dr. Simon, Medihoney kullanmaya başladıklarından beri hasta çocuklarının yaralarının daha az acılı olduğunu ve daha kolay iyileştiğini belirtmiştir.

Bal çok iyi bir öksürük yatıştırıcı. Özellikle solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı bal onların geceyi daha rahat geçirmelerini sağlayacaktır. Yapılan bir çalışmaya göre bir grup öksürük mağduru çocuğa yatarken bal diğer gruba da dextromethorphan (öksürük yatıştırıcı) verilmiş. Yapılan incelemede her iki grupta gece boyunca eşit oranda öksürmüş. Yani bal özel olarak bu konuda hazırlanan ilaçla aynı etkiyi yapmış.

Bal geleneksel olarak boğaz ağrısı tedavisinde de kullanılmaktadır. Özellikle opera ve ses sanatçıları konserlerinden önce bal, limon ve su karışımı bir şurubu içmeyi tercih ediyorlarmış. Bu kocakarı ilacı da bilimsel olarak incelenmiş. Waikato Üniversitesin’de 2000 yılında yapılan bir araştırmada streptococci bakterilerinin neden olduğu boğaz ağrısında; balın tedavide kullanılan dequadin kadar ve yine aynı tedavide kullanılan strepsilden ise iki buçuk kat daha başarılı olduğunu ortaya koymuşlar.

Birde balın içinde bir enzim var glucose-oksidase. Bal suyla eritildiğinde bu enzim sayesinde ortaya hidrojen peroksit çıkıyor. Bu yavaş salınımlı hidrojen peroksit çok etkili bir antiseptik. 2007 yılında yapılan bir araştırmada bir grup hastaya %80 suni gözyaşı içinde çözülmüş %20 bal verilmiş ve göz damlası olarak kullanmaları istenmiş. Diğer grup hasta ise %100 suni gözyaşı kullanmış. Hastaların ballı çözelti kullananlarının tamamı iritasyon ve batma hissinin azaldığını söylerken,  %100 suni gözyaşı kullananların bir kısmı fayda gördüklerini belirtmişler.

Bunca yıldır faydaları bilinmekle birlikte neden bal konusunda bu kadar az bilimsel çalışma yapılmış veya neden yapılanlara da çok fazla itibar edilmiyor diye sorarsanız bence birincil neden ilaç endüstrisi. Her yıl Dünya çapında kaç milyar dolarlık soğuk algınlığı, öksürük, boğaz ağrısı ilacı ve yara merhemi satılıyordur bir düşünün.

İkinci konu her balın anti mikrobiyal etkisinin aynı olmaması. Her bal farklı anti bakteriyel özelliklere sahipmiş. Hatta ballar arasında bir sınıflama bile yapmışlar. Mesela manuka balı birinci sıradaymış. Avustralya ve Yeni Zellanda ‘da yetişen Manuka ağaçlarından toplanan nektarla yapılmış olan balın ilaç gibi satışı var. Çok şükür bizim ülkemizde de çok iyi ballar mevcut.

Son olarak hangi bal olursa olsun az veya çok anti bakteriyel etkisi var, var da; yeter ki DOĞAL, işlem görmemiş, pastörize edilmemiş, içinden poleni propolisi süzülmemiş, olsun.

Acaba satın alıp yediğimiz ballar gerçekten doğal şifa bulabileceğimiz ballar mı? Doğal bal nasıl anlaşılır?

Bu konuyu araştırdığınızda milyon çeşit test yolu bulursunuz ama zahmet etmeyin ben söyleyeyim. Kolay kolay anlayamazsınız. Artık suni kokular, katkılar o kadar gelişti ki, yetkin laboratuvarlar bile kolay kolay işin içinden çıkamıyor.

Fakaaaat şayet balınız kristalleşmiş yani şekerlenmişse gözünüz aydın. Balınız doğal baldır. Çocukluğumda arıcılıkla uğraşan Annemin Bursa’daki halaları onlara ziyarete gittikçe bize birkaç kavanoz bal hediye ederlerdi. Bu bal biz daha kavanozun yarısına gelmeden çok hızla şekerlenirdi. Hiç sevmezdim.

Bu yıl yeni tedarikçimizden aldığımız bal da biz daha yeni yemeye başlamışken birden kristalleşti. Eşim çok mutlu bir şekilde “Ohhh hakiki balmış ne güzel” deyip daha bir şevkle yerken, ben de araştırmaya başladım. Çok sevmiyorum ya.

“Niye bal kristalleşir?” “Neden hakiki olan bal şekerlenir?” İşte bulduklarım:

Balın kristalleşmesi çoğumuz tarafından yanlış anlaşılan bir konu.  Balın şekerlenmesi aslında doğal ve kaçınılmaz bir süreç. Şekerlenen balın sadece rengi ve akışkanlığı değişir, kristalleşme balın tadında ve özelliğinde hiçbir değişiklik yapmaz.  Aksine bu form değişikliği elimizdeki balın saflığına doğallığına ısıtılmamış olduğuna kanıt. Yani çok iyi bir şey, bozulma falan değil.

Hakiki bal ama çabuk ama daha geç mutlaka kristalleşir, çünkü bal çok fazla şeker içerir. %70 den fazla şeker ve %20 den az olan su oranıyla bal fazla doymuş şeker oranına sahip, bu da balı güvenilmez yapar.

Balda iki etkin şeker var glukoz yani üzüm şekeri ve fruktoz yani meyve şekeri. Bu şekerlerin birbirine oranı balın ne kadar zamanda kristalleşeceğini belirler. Fruktoz suda daha iyi çözündüğü için fruktozu yüksek ballar geç az ballar ise çabuk kristalleşir. Sadece zaman meselesi yani.

Bazı ballar tam anlamıyla kristalleşirken, bazıları katman olarak kristalleşir. İki katmandan dipte şekerlenmiş olan kısmı bulunur yukarıda ise akışkan kısmı kalır. Bazı balların küçük kristalleri olurken bazılarının ise daha büyük daha pütürlü kristalleri vardır. Hızlı şekerlenen ballar daha macun görünümlüyken yavaş kristalleşenler daha pütürlüdür. Balın şekerlendiğinde rengi açılır, çünkü glukoz kristalleri saf beyaz renklidir.

Balın kristalleşme hızı glukoz fruktoz oranının yanında bir de balın ne şekilde işleme tabi tutulduğuyla da yakından ilgilidir. Doğal hakiki bal ısıtılıp, filtrasyona tabi tutulmaz. Bu sebeple içinde mutlaka biraz bal mumu, polen, propolis kalır. Bu da kristalleşme için uygun ortamı oluşturur. Bu minicik partiküller glukoz kristalleri için çekirdek oluşturur ve kristal bunların çevresinde meydana gelir. Pek çok ticari bal süzülür ısıtılır ve içindeki en ufak partiküller bile ayrıştırılır, aynı zamanda da var olan kristaller iyice erir. Böyle olunca da bal şekerlenemez.

Şekerlenmede ki son etkin faktörde depolama sıcaklığıdır. Kristalleşme en çok 10-15 derece aralığında olur. 10 derecenin altı sıcaklıkta yavaşlar. Bal 25 derecenin üstünde kristalleşmeye en iyi mukavemeti gösterir. 40 derece sıcaklıkta kristaller çözülür. 40 derecenin üstü sıcaklıkta ise balın özellikleri bozulmaya başlar.

Şekerlenen balınızı nasıl tekrar eritebilirsiniz?

Balı ısıtırsanız erir bu açık ama çok dikkat etmeniz gerekir. Birinci konu balı ya da bal kavanozunu direk ısıtmayacaksınız. Isıtma işlemini sıcak su banyosu şeklinde yapmanız gerekli. Su sıcaklığını 35-40 derece civarında tutmanız lazım. 40 dereceyi aşarsanız baldaki yararlı enzimleri bozar, rengini koyultur tadını değiştirirsiniz.

1-      Sıcak su sistemi: Bal kavanozunuzu ağzı açık sıcak su dolu bir başka kaba koyup karıştırarak eritin. Su sıcaklığınız 40 derecenin üstüne çıkmasın. Soğudukça sıcak su ilave edin.

2-      Yoğurt yapma makinesinde eritebilirsiniz. Yoğurt makinelerinin sıcaklığı balı eritmek için idealdir. Küçük yoğurt kavanozlarına yiyebileceğiniz kadar koyup eritebilirsiniz.

3-      Fırınınızı en düşük ayarda ısıtıp, kapatın. İçine kaynayan su dolu iki adet cezveyi koyup balınızı içinde ağzı açık bırakın. Fırının kapağını sık sık açmayın. Arada karıştırın kontrol edin ve gerekirse cezveleri tekrar kaynatıp koyun.

Bütün bu işlemler biraz zaman alacaktır ve bir süre sonra balınız tekrar kristalleşecektir. Bu sebeple yiyeceğiniz az bir miktarı eritmenizde fayda var.

Ben eritme işleminden vaz geçtim. Kristalleşen bal ekmeğe daha güzel sürülüyor ve daha az damlıyor. Üstelik yurtdışında özellikle kristalleşmiş bal tercih eden bir grup ve bu şekilde satan üreticiler var. Sonuçta kristalleşme bir bakıma balın garanti belgesi. Elbette sahteciler buna da bir çözüm yolu bulmadılarsa.