Bakın Şu Utanmaz Mikroplara… | Doğal Maya

Bakın Şu Utanmaz Mikroplara…

Bakın Şu Utanmaz Mikroplara…




Ürün Detay

Sosyal fobi ya da sosyal anksiyete kısaca kişinin çeşitli sosyal olaylar karşısında derin bir kaygı ve huzursuzluk duymasıdır.  Onaylanmama, eleştirilme veya yargılanmaktan korkarak gündelik hayatında sosyal olaylardan ya tümüyle ya da mümkün olduğunca çok kaçınmasıdır. Bu tür kişiler hata yapmaktan, kötü görünmekten, alay edilmekten o kadar çok korkarlar ki insanlar önünde konuşmak, telefona bakmak, yeni biriyle tanışmak onlar için kabus halini alabilir. Sadece korkmakla kalmazlar, sık nefes alırlar, terlerler, yüzleri kızarır, kekelerler hatta daha ileri safhalarda kusarlar ya da tuvaletten çıkamazlar. Bazı vakalarda bunlara panik atak da eklenince bu tür kişilerin gündelik hayatlarını sürdürmeleri imkansızlaşır.

Sosyal anksiyete yetişkinlerde, gençlerde, hatta çocuklarda bile kendini gösterebilir. Kişiler patronundan zam isteyemez, toplantıda sunum yapamaz, gençler aşk acısı çeker söyleyemez, sözlülerde başarısız olduğu için öğretmenini yazılıda kopya çekmediğine inandıramaz. Minicik çocuklar parkta yalnız kalır, akranlarıyla oynayamaz.

Sosyal anksiyete kişilerin hayatını zindana çevirdiğinde genel olarak depresyona da yol açtığından, çeşitli anti depresanlarla veya anti anksiyete ilaçları ile tedavi edilmeye çalışılır. Oysa bu kadar klinik vakaya dönüşmeyen ama yine de insanların hayatını oldukça zorlaştıran ve ne yazık ki teşhis ve tedavi edilmeyen vakalar da vardır.  Değişik düzeylerde olmakla birlikte modern toplumlarda her 3 kişiden 1 inde sosyal anksiyeteye rastlandığı düşünülmektedir. Bu kişiler genellikle biraz utangaç olarak nitelendirilmektedirler. Çocuklarda ki sosyal anksiyete ise kendini ağlamalar, sinir krizleri yeni birilerini görünce annesinin ya da bir eşyanın ardına saklanmalar şeklinde kendini gösterir ve genelde “Bizim ki biraz yabani” yaftasını yol açar.

Oysa bugün biliyoruz ki utangaçlık kader değil ve etkileri ilaçlara gerek kalmadan hafifletilebilir. Üstelik öz güvenli yetiştiriyoruz diyerek, çocuklarımızı saygısız, kimseye değer vermeyen gençlere çevirmek ve bunu maalesef çok geç fark etmek de artık kaderimiz değil. Yeter ki doğru, düzgün örnekler olalım ve doğru düzgün beslenelim, besleyelim.

Yine konu döndü dolaştı düzgün beslenmeye bağlandı. Maryland Üniversitesi yeni bir araştırma ile düzenli bir şekilde fermente yiyecekler tüketmenin sosyal anksiyeteyi önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu. Yani düzenli bir şekilde yoğurt, kefir, fermente ekmek, sebze, peynir tüketmek nevrotiklerde bile ki bunlar iflah olmaz utangaçlar işe yaramakta.

Onlarca yıldır biliniyor ki ruh sağlığımız beden sağlığımızı derinden etkiliyor. Anksiyete de sindirim sistemimizi olumsuz etkiler. Sosyal olarak kaygılarımız arttıkça genellikle midemize vurur. Sindirimimiz bozulur. Mesela bu tür durumların iştah kaybı, ishal, kusmaya yol açtığı sıkça görülür. Oysa şimdi biliniyor ki beynimiz ile bağırsaklarımız arasında ki ilişki tek yönlü değil. Beynimiz dolayısıyla ruh sağlığımız da sindirim sistemimizden direk olarak etkilenmekte. Yani bağırsaklarımızda yaşayan milyonlarca bakteri bize nasıl hissedeceğimizi de dikte etmekte.

Fareler üzerinde yapılan deneylerde bu konuyu ispatlayan sonuçlar alınmış. Bunu şu şekilde ortaya koymuşlar önce farelerin bağırsak florasını arındırmışlar ve farelerin stres hormon düzeylerinin arttığını BDNF adı verilen Beyin Kaynaklı Nöropatik Faktör düzeylerinin düştüğünü (bu faktörün düşmesi insanlarda depresyona sebep oluyor) ölçmüşler. Ardından aynı farelere probiyotik laktik asit bakterisi yani laktobasiller vermişler ve aynı ölçümleri tekrarlamışlar. Bingooo stres horman düzeyleri düşerken BDNF artmış. Depresyon kaynaklı davranışları ve korkaklıkları ortadan kalkmış ya da belirgin bir şekilde azalmış.

Araştırmanın bir sonraki ayağı ise bunun ne şekilde olabileceğinin açıklanması yolunda. Araştırmacılar probiyotik ürünlerin yani fermente yiyeceklerin GABA (gama amino butrik asit) üretimini arttırdığını görmüşler. Bu asit beyine bir çeşit kaygı azaltıcı, güven veren bir kimyasal mesaj taşıyor ki anti depresan, anti anksiyete ilaçları da suni olarak aynı kimyasal mesajı iletiyor.

Uzun lafın kısası sözlüye kalkacak çocuğunuza sabah ekşi mayalı ekmek ve fermente peynir ile yapılan bir tost ve yanında bir bardak ev yapımı kefir verirseniz başarısı utangaçlığından etkilenmeyecektir. Ya da o gün toplantınız var tüm gece sunumunuz için çalıştınız sabah bir kase yoğurt, bir dilim ekşi mayalı çavdar ekmeği yerseniz sunum sırasında yüzünüz kızarmayacak, soğuk terler dökmeden kekelemeden anlatımınızı tamamlayabileceksiniz. Benim kişisel örneğim bu konuda 80 yaşında ki Babam. Yıllardır her akşam bir kase Annemin mayaladığı yoğurttan yer ve öyle yatar. Bebekler gibi hiç uyanmadan uyuduğunu söyler. Bir kısmı şartlanma da olsa doğruluğu artık ispatlanmış.

Birkaç çarpıcı araştırmada insan vücudundaki yerleşik bakterileri ayrıştırmak ve incelemek için Amerika’da kurulmuş özel bir araştırma grubu tarafından yayınlandı. Yürütülen bu projenin araştırmacılarına göre insan ağırlığının %1-3 kadar bakteriyi en çoğu bağırsaklarında olmak kaydı ile ağzında burnunda kulaklarında taşıyor onlarla yaşıyor. Yani 70 kiloluk bir insanın taşıdığı bakteriler 7-21 kg arasında. Üstelik insan gen haritasına göre 22.000 kadar değişik gen mevcutken bu bakterilerin kolektif olarak taşıdığı gen çeşitliliği 8 milyon civarında. Bu bakterilere çok ihtiyacımız var bunlar insan vücudu için çok gerekli pek çok protein, karbonhidrat ve vitamini sindirmemize ve kullanmamıza yardım ediyor. Elbette bunların bir de patojen olanları var ki işte bizi onlar hasta ediyor.

Her zaman dediğimiz gibi beslenmemizin en önemli ayaklarından biri dost bakterileri patojen olanların yerine yerleştirmek ve yerleşenleri de besleyerek güçlü tutmak.

Siz; buğdayın genetiği değişmiş ben ekmek yemem, diyerek fırından aldığınız beyaz pamuk gibi katkılı, koruyuculu ekmekle, tam buğday veya tam çavdar unundan yapılmış ekşi mayalı ekmeği aynı kefeye koyarsanız, sütler mikroplu diye, yoğurdu kefiri evde yapmazsanız, geçmiş olsun bakterileriniz her geçen gün değişime uğrar. Faydalı bakterilerle zararlılar zaman içinde yer değiştirirler ve siz bir gün ne olduğunuzu bile anlamadan hastalık sahibi olursunuz.

Bu arada araştırmaz doğal olan mayaya ulaşmazsanız da sonuç aynı olacaktır. Siz sütçüden aldığınız, marketten aldığınız maya ile yoğurt kefir yaparsanız ancak ben evde yapıyorum diye kendinizi kandırmaktan öteye gidemezsiniz.

Son bir çarpıcı sonuç daha verirsek az işlenmiş, daha çok ev yapımı ürün tüketen az gelişmiş toplumlarda görülen anksiyete bozukluğu, gelişmiş toplumlara oranla %70 daha azmış. Eh Müdürünüzden bir daha ki sefere izin istemeden önce birkaç tane lacto fermente salatalık turşusu (sirkesiz evde kefir ile kurulan cinsten) kemirirseniz, bir kaşık pasiflora içmiş kadar sakin kalacaksınız. Eh isteyenin bir yüzü……